19 Kasım 2010 Cuma

Gemideki Adam

Herkesin ne çok anlatmak istediği var. Ama buna karşın herkes başkalarını dinlemekten ne denli çok sıkılıyor. Bu yazıyı yazdığım bilgisayar gibi pek çoğu hayatımızı ele geçirmiş; Dostlardan gerçek sohbetlerden seni dinleyecek insanlardan daha değerli, çünkü yalnız Seninle ve yalnız Seni dinlemek için emrine amade.
Çok eski yıllarda yalnızlık limanından uzaklaşamadığım yıllarda medeniyet yeni yeni kendini gösterirken günlüklerim vardı sadece kendimin okuduğu. Kendimi görünmez hissederken dünyada var olduğumu gösteren kâğıt üstünde harfler vardı. Sonra hepsi unutuldu gitti bilgisayar girdi yaşama; Vazgeçilmez ve her şeyi ele geçiren dost. Ama çevrendeki herkesin dostuydu aynı zamanda. Sonsuza kadar bir dosta sahip olmuştun fakat çevrendeki herkesi kaybetmiştin.
Bütün bunları neden yazıyorum? Amacım Matrix’deki gibi dünyayı ele geçiren makineleri anlatmak değil. Böyle bir şeyi anlatacak olsam her şeyin kaynağı bilgisayarın içinde anlatmazdım herhalde. Anlatmak istediğim sadece gördüklerim, algıladıklarım ve ulaştığım sonuçlar. Biliyorum bütün bunları bu ekrana yazmasam kimse dinlemek istemeyecek. Oysa bilgisayarım ile anlaştım internet var olduğu süre saklayacak düşündüklerimi ve gördüklerimi.
Peki bu köşemin adı neden GemidekiAdam. Sanmayın ki bütün gün denizlerde yol alan bir denizciyim. Her sabah farklı limanlara ayak basmıyorum; açık denizlerde fırtınalarla uyanmıyorum. Benim yolculuğum sanki bir şehir hatları vapuru  her gün aynı yol üstünde ama hep farklı suların üstünde. Görülecek o kadar farklılık var ki yaşam denizinde. İşte benim yolculuğum paylaşmak istediğim. Bazen yağan yağmur, bazense açan güneş hepsi yaşamın gerçeği ve güzelliği değil mi?

1 yorum: